Sosyal Medyada Kampanya Yönetimi - Papillon İstanbul
Aramak için Enter tuşuna basın...
Blog, Genel / 02 Kas 2015
Sosyal Medyada Kampanya Yönetimi

Sosyal medya, hızla büyüyen dünyada milyonlarca insanın interaktif biçimde etkileşimde olduğu büyük bir pazardır. Bireyin sosyal medya araçları kullanarak oluşturduğu profil aslında yaşama dair not düşme çabasının bir ürünüdür. İnsanlar genelde kalıcı olmak ve fark edilmek adına sosyal medyada var olma mücadelesi verirler.

Markalar da tıpkı bireyler gibi sosyal medya içerisinde kalıcı olmayı hedefler. Ancak bu konuda nasıl bir strateji izleneceği önemlidir. Kalıcı olmak ve süreğen yaşamın bir parçası haline gelmek için markaların birbirleriyle kıyasıya bir mücadelesi söz konusudur. Her marka bilinirliğini arttırmak için çeşitli kampanyalar geliştirir. Bazıları doğrudan ürünü satmak üzerine inşa ettiği bir metodu tercih ederken, bazı markalar bunu sosyal yaşamın içine entegre ederek alıcısına, “sizinleyiz,” demeyi tercih eder. Peki, hangisi doğru?

İşin açıkçası ikisinin bir arada olduğu kampanyalar daha başarılı olmuştur. Diyelim ki ilk metottan hareket etmeyi tercih ederse bir marka, genelde aşırı kurumsal olur ve sürekli reklam verir. Gerek sosyal medyada gerekse geleneksel medyada sürekli reklam verme stratejisi üzerinden hareket eden bir marka kalıcı olma ve farkındalığı arttırma konusunda kısır bir döngü içerisine girebilmektedir. Diyelim ki ikinci metodu tercih ederse bir marka, o zamanda kurumsal kimlik zedelenmeye başlar. Birey ve kurum arasındaki fark ortadan kalkar. Bu durum markanın yapacağı kampanyaları istenmeyecek boyutlara çekebilir. İşin püf noktası orta yolu bulmaktan geçiyor.
Her marka ürününü satmak istiyor. Amaç bu. Bu sebeple kendileri için en iyi kampanyaları ararlar. İşin püf noktasının orta yolu bulmaktan geçtiğini söylemiştim. Açıklayayım.

Markalar kampanya geliştirirken öncelikle birey gibi düşünmeli, ancak kurumsal hareket etmelidir. Süreğen yaşamda bireyin ihtiyaçları, dikkatlerini cezbeden noktalar, ilgi alanları, gündem ve trendler yakından takip edilmelidir. Tüm bu sosyolojik ve psikolojik analiz edildikten sonra hedef kitle oluşturulmalı ve kampanya tasarlanmalıdır. Bu noktada asıl dikkat edilmesi gerekilen husus ise samimi ve sıcak bir dil ile atmosfer kurulma meselesidir. Bireyde sıcak bir tebessüm inşa eden, yahut zekice kurgulanmış kampanyalar genelde hemen dikkat çekerler ve hızla paylaşırlar. Bireyin yapılan kampanyada kendisinden, yaşamından bir şeyler bulması her zaman avantaj sağlamaktadır.
Bir örnekle devam edeyim. Kemal Sunal’ın meşhur, “100 Numaralı Adam” filminde aslında dediklerime yakın bir durum söz konusudur. Reklamcının biri elinde kalan ürünleri satabilmek için bir strateji geliştirir. Ona göre meşhurların oynadığı reklamlara halk kanmamaktadır. Çünkü halk bilmektedir ki, o ünlü zenginlik içindeyken pazarlamaya çalıştığı ürünü kullanmamaktadır. Müthiş bir tespittir bana göre. Buna göre reklamcı halktan birini arar. Kemal Sunal’ı keşfederler. Halktan biridir. Reklamlar çekilir ve bir anda bu reklamlar aracılığıyla ürünler peynir ekmek satılmaya başlanır. Çünkü halk kendisinden birinin kullandığını ve önerdiğini görünce daha çabuk empati kurabilmiştir. Bu sosyolojik olarak incelendiğinde es geçilemeyecek kadar doğru bir noktadır. Bireyler kampanyalarla ne denli empati kurabilirlerse o derece hızlı etkileşime geçebilmektedirler.

Sosyal medyada da durum farklı değildir. Bir kampanyayı facebook, instagram, twitter vb. mecralarda pazarlarken en önemli unsur bireyin çabuk içselleştirmesini sağlamak olmalıdır. Etkileşim hızlı oldukça paylaşımlar ve beğeniler de o derece artacak, dilden dile dolaşması hız kazanacaktır.
Hızla gelişen bir dünyada artık her şey hızla tüketime dayalı olarak ilerlemektedir. Hal durum böyleyken markaların da bu hıza ayak uydurması, değişen ve yenilen dünya şartlarında bireyin de düşünce ve ihtiyaçların değiştiğinin bilincinde olması gerekmektedir. Kampanyalar bu ayrıntıların bir yansıması olmalıdır.

Emel Can



Papillon İstanbul © 2019